I. Hukuki Sorun

TMK m. 713/2'deki “ölmüş” ibaresinin Anayasa Mahkemesince iptalinden önce yirmi yıllık zilyetlik süresi tamamlanmışsa, dava iptal kararından sonra açılmış olsa dahi zilyet lehine tapu iptali ve tescile karar verilebilir mi?

II. Yargıtayın Değerlendirmesi

Daire çoğunluğu, Bölge Adliye Mahkemesinin zilyetlik koşullarının 17.03.2011'den önce tamamlandığı ve mülkiyetin o tarihten önce kazanıldığı yönündeki değerlendirmesini usul ve kanuna uygun bularak onadı. Karşı oy, iptal edilen “ölmüş” hukuki sebebine dayanılarak sonradan tescil kararı verilmesinin mirasçıların mülkiyet hakkını ihlal edeceği görüşünü savundu.

III. Kararın Esas Gerekçesi (Ratio Decidendi)

Çoğunluğun onadığı yaklaşımda belirleyici unsur, TMK m. 713 kapsamında aranan zilyetlik ve tapu kaydının intikal görmemesi koşullarının Anayasa Mahkemesinin yürürlüğü durdurma kararından önce tamamlanmış olmasıdır. Bu yaklaşım, mülkiyetin koşulların gerçekleştiği anda kazanıldığı kabulüne dayanır; davanın daha sonra açılması tek başına kazanımı ortadan kaldırmaz.

IV. Uygulama Notu

Karar oy çokluğuyla verilmiş ve kapsamlı karşı oy içermektedir. Bu nedenle “20 yıl kullanan tapuyu kazanır” biçiminde genellenmemelidir. Kayıt malikinin ve mirasçılarının durumu, zilyetliğin niteliği, tapu intikali ve Anayasa Mahkemesi E. 2009/58, K. 2011/52 kararının zaman bakımından etkisi somut dosyada ayrıca değerlendirilmelidir.

V. İlgili Mevzuat

TMK m. 713 HMK m. 369-371

VI. Anahtar Kavramlar

TMK 713 Olağanüstü zamanaşımı Zilyetlik Ölmüş malik Tapu iptali ve tescil Anayasa Mahkemesi

VII. Kararın Tam Metni

7. Hukuk Dairesi 2023/4111 E. , 2024/3699 K.
"İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/718 E., 2022/1641 K. DAVA TARİHİ : 02.11.2016 KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İskenderun 4. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2016/1358 E., 2020/23 K. Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil, ikinci kademede temliken tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalılardan ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılardan ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 10.09.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde temyiz eden davalılardan ... vekili Av. ... geldi, diğer davalılar adına gelen olmadı. Karşı taraftan davacılar vekili Av. ... geldi. Açık duruşmaya başlandı. Gelenlerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra açık duruşmanın bittiği bildirildi. İşin incelenerek karara bağlanması için Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; dava konusu 122 parsel sayılı taşınmazın ... adına kayıtlı olduğunu, kayıt malikinin 30.12.1967 tarihinde vefat etmesine rağmen mirasçılar tarafından intikal işlemi yapılmadığını, davacıların satın almış oldukları 126 parsel ile birlikte dava konusu yeri de teslim aldıklarını, müvekkillerinin dava konusu taşınmazı 44 yılı aşkın süreden beri nizasız, fasılasız ve malik sıfatıyla eklemeli şekilde kullandıklarını belirterek dava konusu taşınmazın tapusunun iptali ile davacılar adına tesciline karar verilmesini, bu istemin kabul görmemesi halinde temliken tescilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılardan ... vekili ve diğer davalılar cevap dilekçelerinde özetle; davacıların dava dışı 126 parsel sayılı taşınmazı satın aldıklarını ve dava konusu 122 parsel sayılı taşınmazın zilyetlikle kazanılmasının mümkün olmadığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile özetle; davacılar lehine TMK’nın 713 üncü maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen zilyetlikle edinme koşullarının gerçekleştiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılardan ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalılardan ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; 1. Kanunun açık hükmü dikkate alındığında, tapu sicilinden malikin kim olduğunun anlaşılamaması halinin, taşınmaz malın sahibinin kim olduğunun bilinmesine yarayacak, kimliğini ortaya koyacak gerekli bilgi ve belgelerin tapu sicilinden (kütüğünden) çıkarılamamasının imkansız olduğunu, 2. Taşınmaz sahibinin 20 yıl önce ölmüş olması şartının Anayasa Mahkemesi tarafından 17.03.2011 tarihli ve 2009/58 Esas, 2011/52 Karar sayılı ilamı ile iptal edilmiş olmasına rağmen İlk Derece Mahkemesince zamanaşımı süresinin Anayasa Mahkemesi kararından önce tamamlanmış olduğu belirtilerek "geriye yürümezlik ilkesi" gereğince mülkiyetin davacılara geçtiğinin ifade edildiğini, 3. Söz konusu kararın kabulünün mümkün olmadığını, 4. Anlaşılması gerekenin iptal kararından önce o kanuna dayalı olarak hak kazanmış, işlemleri kesinleşmiş ve neticelenmiş kişilerin hukuki haklarının güvence altına alınması olduğunu, 5. Mülkiyet hakkının sırf intikal yapılmadı diye yirmi yıl süre geçmekle sona erdirilmesinin hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmadığını, 6. Mülkiyet hakkının zamanaşımına uğramadığını, 7. Davacıların, gayrimenkulün tapulu ve başkasına ait olduğunu, malik sıfatıyla zilyet olamayacaklarını, davaya konu taşınmaza yönelik davalılar arasında da husumet bulunduğunu ve bu nedenle intikal işlemlerinin yapılamadığını bildiklerini, buna rağmen kötüniyetli olarak taşınmazı kullanmaya devam ettiklerini, 8. Dava konusu taşınmaza 1975 yılından dava tarihine kadar zilyet olan davacıların tapu malikini ve mirasçılarını bilmemesi ve öğrenmemiş olmasının yaşamın olağan akışına ve gerçeklere aykırı düştüğünü, bu nedenle kazanma koşullarının davacılar lehine oluşmadığını, 9. Bütün derdest davalarda 20 yıllık zamanaşımını süresinin doldurulup doldurulmadığına bakılmaksızın bütün mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin iptal kararını davalarında uygulamak zorunda olduğunu ileri sürerek istinaf başvurusunda bulunmuştur. F. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davaya konu taşınmazın 1975 yılından beri davacılar tarafından kullanıldığı, kayıt malikinin davacıların zilyetliği başlamadan 1967 yılında öldüğü, davacıların zilyetliğinin Anayasa Mahkemesinin yürürlüğün durdurulmasına ilişkin kararın verildiği 17.03.2011 tarihine kadar 20 yılın üzerinde olduğu, zilyetlik süresince taşınmazın intikal görmediği, yasada belirtilen koşulların tamamlanmış olması nedeniyle mülkiyetin kendiliğinden davacı olan zilyetlere geçtiği, hak sahipleri davacıların 17.03.2011 tarihinden önce veya sonra dava açmalarının bir önemi olmadığı gerekçesiyle davalılardan ... vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen karara karşı süresi içinde davalardan ... vekili ve davalılardan ... ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Bölge Adliye Mahkemesi Ek Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin 11.07.2023 tarihli ek kararı ile; davalı ... ... vekilinin eksik kalan temyiz karar harcının muhtıranın tebliğinden itibaren bir haftalık kesin süre içerisinde yatırmaması nedeniyle temyiz isteminden vazgeçilmiş sayılmasına karar verilmiştir. C. Temyiz Sebepleri Davalılardan ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; cevap dilekçesi, dosya kapsamındaki beyanlar ve istinaf sebeplerine benzer gerekçeler ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur. D. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, TMK’nın 713 üncü maddesinin birinci ve ikincin fıkraları gereğince tapunun hukuki değerini yitirdiği gerekçesiyle açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 713 üncü maddesi. 3. Değerlendirme 1. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, 17.100,00 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davalı ...’dan alınarak davacılara verilmesine, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 10.09.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Dava, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 713. maddesinin 2. fıkrasında düzenlendiği halde, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen "..ölmüş" hukuksal sebebine dayalı tapu iptali ve tescil isteminden ibarettir. Dava konusu taşınmaz, tapuya kayıtlı olup tapu maliki dava tarihinden önce ölmüş ise de, yasal mirasçıları mevcut olup davada da kendilerine husumet yöneltilmiştir. Tapuda kayıtlı bir taşınmazın kazandırıcı zamanaşımı ile iktisap edilebilmesi için yasalarda dayanağının olması ve yasada öngörülen koşulların zilyet yararına oluştuğunun mahkemece sabit görülmesi gerekir. Esasen, tapu maliki ölmüş ise zilyet lehine zilyetlikle kazanım, gerek mülga 743 sayılı Türk Medenisi Kanunu'nun 639. maddesine ve gerekse de 1 Ocak 2002 günü yürürlüğe giren Türk Medeni Kanunu'nun 713. maddesinde düzenlenmişti. Ne var ki, TMK yürürlükte iken yasanın 713. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "…ölmüş…" sözcüğü, Anayasa Mahkemesinin 17.03.2011 gün ve 2009/58 Esas, 2011/52 Karar sayılı kararıyla iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmiştir. Anayasa Mahkemesi gerekçesinde özetle şu hususlara değinmiştir. "Tapuya kayıtlı bir taşınmazın malikinin ölmesi halinde, bu taşınmazın sahibi mirasçılarıdır. Mirasçılar bu taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkını mirasbırakanın ölümü ile birlikte kanun gereğince tescile gerek kalmadan kazanmaktadırlar. Hukukun genel ilkelerinden birisi de mülkiyet hakkının "zaman ötesi" niteliği, başka bir anlatımla mülkiyet hakkının zamanaşımına uğramamasıdır. Bu nedenle, Medeni Kanun tarafından bir taşınmaz malikinin mirasçılarına tanınmış olan hakların, hak sahiplerince yirmi yıl boyunca kullanılmaması, o kimselerin taşınmazla aralarındaki ilişkiyi fiilen kestiğini göstermiş olsa bile, o taşınmazla aralarındaki hukuksal ilişkinin sona erdiği anlamına gelmez. Mirasçıların devam eden mülkiyet hakkı, taşınmazı fiilen kullanma hakkını içerdiği gibi kullanmama hakkını da içerir. Mülkiyet hakkının mutlaklığı ve tapu sicilinin aleniyeti karşısında, itiraz konusu sözcük uyarınca, zilyedin mirasçılara ait olan mülkiyet hakkını tanımayarak, tek yanlı olarak ortadan kaldırmasına olanak tanınması, mülkiyet hakkını ortadan kaldırdığı gibi, kazanılmış hak ve hukuki güvenlik ilkelerini de ihlal etmektedir." Değerli çoğunluk ile görüş ayrılığı ise, 17.03.2011 tarihi itibariyle henüz kesinleşmemiş veya bu tarihten sonra açılan davalarda anılan ..."ölmüş" hukuksal sebebine dayalı olarak açılan davaların dinlenip dinlenmeyeceği hususundan ibarettir. Değerli çoğunluk, Anayasa Mahkemesi kararlarının geçmişe yürümeyeceğini ve aynı maddenin 5. fıkrasında yer alan mülkiyetin, birinci fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği anda kazanılacağı cümlesine dayanmaktadır. Sayın çoğunluğun bu görüşüne katılmak mümkün değildir. Şöyle ki; Her şeyden önce, 28.11.1956 tarih ve 15/15 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nda, "... her davada açıldığı tarihte tespit edilen vaziyet hükme ittihaz olunması iktiza eylemesine..." denilmek suretiyle, davanın, açılmasına kadar gerçekleşen hukuki ve maddi vakıalara göre sonuçlandırılması gerektiği benimsenmiştir. Bu durumda, dava tarihinde Anayasaya aykırılığı nedeniyle iptal edilmiş ve yürürlükte olmayan bir hükmün eldeki davada uygulama imkanı olabilir mi? Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen yasa maddelerinin uygulamaya etkileri konusunda yüksek mahkeme kararlarına bakıldığında bu konuda bir tereddüt olmadığı ortadadır. Bu kararlardan bir kısmını hatırlatmakta fayda vardır: Anayasa Mahkemesinin iptal kararının kesin şekilde çözüme bağlanmış uyuşmazlıkları etkilemeyeceği, ancak henüz devam eden uyuşmazlıkların iptal kapsamında bulunacağı açıktır. (Yargıtay İçtihatları Birleştirme 10.03.1969 tarih ve 1/3 sayılı kararının gerekçe bölümünden) Yargıtay Dairelerinin geriye yürümez cümlesinin nasıl anlaşılması gerektiğine ilişkin dayanak olarak gösterdikleri Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 gün ve 1989/11 Esas, 1989/48 sayılı Kararı aynen şöyledir: Aynı durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. İptal kararlarının ileriye yönelik "derhal" etkisi tartışmasız biçimde ortaya çıkar. Böylece, Anayasa Mahkemesi kararıyla iptal edilen bir yasanın geleceğe yönelik tüm etkilerinin kaldırılması ve iptal kararına uyulması tüm devlet kuruluşlarınca kaçınılmaz bir zorunluluktur. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasanın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulanma alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece ortaya çıkmakta ve "İptal kararları geriye yürümez." kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasanın 153. maddesinde "iptal kararları geriye yürümez" hükmü, iptal kararlarının kesinleşen işlemlere etki etmeyeceği anlamında olup, elde bulunan uyuşmazlığın sürdüğü davalarda "geriye yürümeme kuralı" uygulanamaz. Diğer bir anlatımla; bir davada uygulanması gereken kanun maddesi başka bir dava vesilesi ile iptal edilmiş ise, bu madde artık eldeki davada da uygulanamaz. Zira davanın yasal dayanağı kalkmıştır ve davacının iptal edilen maddeden dolayı sağlayacağı hukuki yararı da kalmamış olur (Hukuk Genel Kurulunun 17.05.1989 tarihli ve 1989/10-250 Esas, 1989/361 Karar) İtiraz yoluyla yapılan başvuru üzerine iptal edilen hükmün, benzer işlerde uygulama durumunda bulunan başka mahkemeler de Anayasa Mahkemesi iptal kararına uymak zorunda olup, iptal edilen yasa maddesine dayanarak karar veremezler. İtiraz yoluna başvuran mahkemenin verilecek olan iptal kararı ile bağlı olması, diğer mahkemeler bakımından da aynı etkiyi haizdir. Sadece başvuran mahkeme açısından iptal kararının geriye yürüyeceğinin kabulü, uygulanacak olan norm bakımından mahkemeler arasında eşitsizlik doğuracaktır. Tüm mahkemelerin itiraz yoluna başvurması da beklenemeyeceğinden, uyuşmazlığa dair iptal kararının diğer mahkemelerde derdest olan davalar bakımından da uygulanması gerektiği sonucuna varılmıştır. (Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 25.02.2020 tarihli 2016/14462 Esas, 2020/2965 Karar) Anayasanın 153/5. maddesi uyarınca "iptal kararları geriye yürümez" hükmü kesinleşen işlem ve kararlara ilişkin olup elde bulunan uyuşmazlığın sürdüğü davalarda "geriye yürümeme kuralı" uygulanmaz. Diğer bir deyişle, bir davada uygulanması gereken bir kanun maddesi iptal edilmiş ise eldeki davada artık uygulanmaz. (Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 01.03.2017 tarihli 2016/12107 Esas, 2017/3022 Karar) Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonucu oluşan durumun eldeki maddi anlamda kesinleşmemiş ve derdest olan davaya da uygulanması zorunlu olup, kamu malları ile ilgili davalar aynı zamanda kamu düzeni ilkesini de içerdiğinden mahkemece, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni yasal durum dikkate alınarak, inceleme yapılıp sonuca ulaşılması gerekmektedir. (Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 08.06.2015 tarihli 2015/1380 Esas, 2015/12673 Karar) Anayasanın 153. maddesine göre yasama, yürütme ve yargı organları için bağlayıcı olan Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararının, bu karardan önce açılmış bulunan ve henüz sonuçlanmamış olan tüm davalara uygulanması gerekmektedir. (Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu 29.04.2015 tarihli 2013/826 Esas, 2015/1654 Karar ) Yukarıda alıntı yapılan yüksek mahkeme kararlarından da açıklandığı üzere, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonrasında derdest tüm davalarda etkisini göstermeli ve iptal edilen kanun maddesinin kesinlikle uygulanmaması gerektiği izahtan varestedir. 6100 sayılı HMK’nın 33. maddesi uyarınca Hakim, Türk hukukunu re'sen uygular. 06.1958 gün ve 15/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında da vurgulandığı gibi; bir davada dayanılan maddi vakıaları açıklamak tarafların, bu olguları hukuken nitelendirmek, uygulanacak yasa maddelerini arayıp bulmak ve doğru olarak yorumlayıp uygulamak da hâkimin görevidir Bir davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme Hakime aittir. Bu nedenle tarafların hukuki nitelendirmeyi doğru yapmak zorunluluğu yoktur. Başka bir ifade ile Hakim, bildirilen hukuki sebeplerle bağlı olmayıp, hukuki sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur. Bu durumda, ölmüş kişi adına kayıtlı taşınmazın 3. kişiler tarafından zilyetlikle iktisabına ilişkin yasa hükmü dava tarihi itibariyle artık yürürlükte olmadığına göre yollamalara dayanılarak canlandırmak ve zorlama yorumlarla uygulamaya çalışmak mümkün olmamalıdır. TMK 713/2 maddenin başında "...aynı koşullar altında" denilmesi nedeniyle 2. fıkra koşullarının 1. fıkraya yollama yapılması nedeniyle aynı statüye tâbi olduğu yönündeki gerekçeye katılmak da mümkün değildir. Aynı koşullar altında ibaresinden kastedilen ve kanun koyucunun tekrardan kaçındığı husus ..."davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi," cümlesi olup bu yollama maddenin diğer koşullarına ve hele hele diğer fıkralara teşmil edilemez. Aksi düşünce maddenin 3. fıkrasındaki husumetin kime yöneltileceği ve 4. fıkradaki ilanların da yapılması gerektiği anlamı çıkar ki bu da tapula taşınmazlar için davanın niteliği ile bağdaşmaz. Kaldı ki, yasanın 2. fıkrasındaki “ölmüş” hukuksal sebebine dayalı açılan davanın görülebilmesi mümkün olamayacağından mülkiyetin ne zaman kazanılacağına ilişkin 5. fıkrasına müracaat etmek de anlamsızdır. 04.12.1998 tarih ve 1996/4 Esas, 1998/3 Karar sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararı ile; kazandırıcı zamanaşımı yoluyla tapusuz taşınmazların edinilmesine ilişkin TMK’nın 639/1. maddesine göre verilen tescil kararları inşai-ihdası (yapıcı-kurucu-yenilik doğurucu) nitelikli kararlardır. Mülkiyet hakkı bu kararların kesinleştiği anda kazanılır. Ancak bu içtihadı birleştirme kararının 713. maddenin 5. fıkrasının yürürlüğe girmesiyle hükmü kalmamıştır. Yeri gelmişken belirtmekte fayda olduğundan, 3402 sayılı yasanın 13/B-c fıkrasında benzer hüküm olduğu bu maddedeki "ölmüş" sözcüğü 03.05.2012 kabul tarihli, 18.05.2012 tarih ve 28296 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6302 sayılı Kanun'un 4. maddesiyle yürürlükten kaldırılmıştır. TMK 713/5 fıkrasındaki benzer düzenleme 3402 sayılı yasada olmadığından 04.12.1998 tarihli 4/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı bu yasanın 10 yıllık hak düşürücü sürede açılan davalarda verilen tescil kararları inşai-ihdasi (yapıcı-kurucu-yenilik doğurucu) nitelikli kararlar olarak uygulanmasına devam edilmelidir. TMK 713/5 maddesindeki "....Mülkiyet, birinci fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği anda kazanılmış olur" cümlesi nedeniyle verilen kararın tespit edici olduğu ve 2. fıkra için de geçerli olduğu şeklindeki yoruma da katılmak mümkün değildir. Oysa 5. fıkra "Son ilandan başlayarak üç ay ...." kelimeleri ile başlamakta olup 2. fıkrada ilan olmadığına göre bu fıkranın birinci fıkraya müstenid olduğu açıktır. 713. maddenin 5. fıkrasındaki hükmün getiriliş amacı, 1. fıkradaki tescil ilamı nedeniyle mülkiyetin ne zamandan itibaren hüküm ifade etmeye başlayacağına yöneliktir. Kaldı ki, tespit ve açıklayıcı nitelikte dahi olsa mahkeme ilamı olmadan 3. şahıslara karşı bir hüküm ifade etmeyecektir. Ortada bir mahkeme ilamı olmadığından kazanılmış haktan söz edilemeyecektir. 713. maddenin 5. fıkrasının getiriliş amacı TCK 154. maddesindeki hakkı olmayan yere tecavüz suçunu zilyetler lehine yorumlamak ile ecrimisil ve kira gibi hukuksal ilişkileri düzenlemek ve doktrindeki tartışmalara son vermek amacına yöneliktir. Mirasçıların süresinde intikal işlemi yapmamaları nedeniyle şartları oluştuğu takdirde zilyede karşı mülkiyet hakkını ileri süremeyeceklerine yönelik gerekçenin de uygulama yeri kalmamıştır. Daireler kararlarında aynen; "....yukarıda açıklanan koşullarda en az 20 yıl süre ile zilyet olunması ve bu süre içinde tapu kaydının intikal görmemesi gerekmektedir." hükmüne yer vermektedir. Mirasçıların başvurusu olmasa bile kanun koyucu 03.05.2012 kabul tarihli, 18.05.2012 tarih ve 28296 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6302 sayılı Kanun'un 3. maddesiyle uygulamadaki tereddütleri gidermek için aşağıdaki düzenlemeye yer vermiştir. "Ölüm tarihinden itibaren en geç iki yıl içinde tapu sicilinde miras intikalinin gerçekleşmemesi halinde tapu müdürlüğü, mirasçılık belgesi düzenlenmesi için yargıya başvurabilir. Tapu müdürlüğü mirasçılık belgesine göre tapu sicili kayıtlarını elbirliği mülkiyeti şeklinde tescil ederek güncelleştirir. Tapu müdürlüğünün bu yetki kapsamındaki başvuruları her türlü gider, vergi, resim veya harçtan muaftır." Tüm bu açıklamalar neticesinde; Yargıtayın istikrarlı kararları ile tapuda kayıtlı taşınmazın harici satın alınmasına değer verilmediği halde, hiçbir bedel ödemeden işgal-zilyet edene mülkiyet hakkı verilmesi; mirasçılar arasında kazandırıcı zamanaşımı kabul edilmediği halde, kötüniyetli olsa dahi malik sıfatıyla zilyet olanı mülkiyet sahibi kılmak ve bunu da Anayasaya aykırılığı nedeniyle iptal edilmiş düzenlemeye dayandırarak, ölmüş kişi adına kayıtlı taşınmazın tapusunun iptaline karar verilmesi mülkiyet hakkının açıkça ihlali olacaktır. Açıklanan nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun kararına katılmıyoruz.

VIII. Kaynak

Bu sayfadaki editoryal özet ve hukuki notlar, yukarıda yer verilen karar metninden hazırlanmıştır. Kararın künye bilgileri Yargıtay Karar Arama sistemi üzerinden ayrıca kontrol edilebilir.

Yargıtay Karar Arama sistemi →